DÖNÜÅž ( ÜM )
( SEVGİLİ KUTAS’A… )
Sayılı gün çabuk geçer.
Tıpış tıpış dönülür ait olunan yere, kaçış yok!
‘ Ait olduÄŸumuz yer ‘ deriz ya hep…
Deriz de, ne anlama gelir aslında bu ‘ ait olmak ‘; o noktada kafalar karışır iÅŸte biraz. KiÅŸiye göre deÄŸiÅŸir çünkü bunun tanımı…
Ait olduÄŸumuz yer…
Doğduğumuz yer midir? Yaşadığımız yer mi?
DüÅŸüncelerimizin filizlendiÄŸi yer mi?
Yoksa duygularımızın can bulduğu yer mi?
En çok mutlu olduÄŸumuz, bu nedenle de hep özlediÄŸimiz; burnumuzda tütüp duran yer mi?
Ya da hayır, tam tersi, zaman zaman bizi mutsuz eden; ama bulunmaya mecbur olduğumuz yer mi?
Cüzdanımızın dolduÄŸu yer mi, yoksa boÅŸaldığı yer mi?
İlk aşık olduğumuz yer mi, son aşık olduğumuz yer mi?
Sorular, sorular, sorular…
Ve de bu sorulara inat, bizi arkamızdan iteleyerek bir yerlere götüren rüzgar…
Belki de rüzgarın bizi götürdüÄŸü yerdir ait olduÄŸumuz yer?..
Ne fark eder ki? Sonunda dönülür iÅŸte hep, ‘ oraya ‘!
Sayılı gün çabuk geçer ve tatiller sona erer…
Bavullar, çantalar yayılır evin dört bir yanına… Hevesle çekilen fermuarlar üÅŸene üÅŸene, söylenerek açılır bu defa…
Yıkanacaklar ayrılır. Üzerinde hala gidilen yerlerin kokusunu taşıyan kıyafetlere kıyılamaz, bir kenarda tutulurlar bir süre… Ta ki bir bir İstanbul’un kokusuna teslim olana kadar hepsi…
İstemeyerek de olsa günler sonra gazeteye bakılır, televizyon açılır. Bir umut vardır içinizde, hiçbir kötü haberle karşılaÅŸmayacağınıza dair…
Ama gerçek hayat umutlarınıza nanik yapar gene, her zamanki gibi… Çaresiz, boyun eÄŸersiniz siz de O’na… Her zaman yaptığınız gibi…
Aynanın karşısına geçilir sonra… Mayo izlerine bakılır. Bir yandan suçluluk duyar insan, zararları saya saya bitirilemeyen güneÅŸe bir ölçüde teslim olduÄŸu için… Ama gene de kendini alamaz aynada bronz bir tenin ışıltısıyla bakıp duran gözlerine gülümsemekten…
Parmaklar, saç telleri arasında dolaşır biraz da zorlanarak… Åžaşırır insan… Deniz, güneÅŸ, kum derken yıpranmıştır saçlar… Peki o halde nasıl bu kadar güzel görünmektedir insanın gözüne???
‘ Mutlusun ‘ diye fısıldar kulağınıza derinden gelen bir ses… ‘ Hiçbir bakım, mutluluktan daha etkili bir ilaç deÄŸildir! ‘
Tartılır insan sonra… Hafif bir suçluluk duygusuyla tartıda ağır ağır beliren sayıya bakar. Birkaç yüz gram eklenmiÅŸtir tatil günlerin armaÄŸanı olarak üzerimize, kaçış yok! Ama ‘ mutluluk ‘ burada da yardımımıza yetiÅŸir hemen… Sizinle iÅŸbirliÄŸi yapmaya dünden hazır, yaramaz bir çocuk gibi göz kırpar kıkırdayarak… Dayanamaz, siz de gülersiniz… Bakılır o hain gramların çaresine elbette, aman baÅŸka dert olmasın…
Sonra yakın arkadaÅŸlar aranır bir bir… Havadisler verilir, alınır… Küçük, masum dedikodular paylaşılır heyecanla… Hayret, heyecan, neÅŸe, sevinç birbirine karışır telefon ahizeleri arasında… Kahkahalar gırla gider.
Gidilen yerlerden alınan broÅŸürler gözden geçirilerek çekmeceye kaldırılırlar. Aralarında kalan kum taneleri görmezden gelinir, bilerek ve isteyerek…
Toplanan deniz kabukları, satın alınan buzdolabı süsleri en deÄŸerli ganimetler olarak özenle yerleÅŸtirilirler.
Ailelere hal hatır sorulur. Herkesin iyi olduÄŸunu, bıraktığınız yerde bulunduklarını duymak, İstanbul sıcağına inat, avuç avuç su serper insanın yüreÄŸine…
İlla ki birine evin anahtarı bırakılmıştır giderken… O teslim alınır… En rahat koltuÄŸa oturulur, ayaklar uzatılır ve dolu dolu ‘ İnsanın evi gibi yok! ’ denir…
Saksı çiçekleri tek tek kontrol edilir, yeri deÄŸiÅŸen birkaç parça eÅŸya itinayla düzeltilir. Milimetrik kaymalardır söz konusu olan ya, boÄŸa burcu iseniz anında anlarsınız iÅŸte! J
En güvenilir komÅŸuya bırakılan muhabbet kuÅŸu ve su kaplumbaÄŸası geri alınır. ‘ Beni görünce nasıl da sevindiler ‘ diyerek, çocuk gibi mutlu olunur. Onlar hiçbir ÅŸeyin farkında olmasalar da…
Tatil resimleri bilgisayara yüklenir. Yakınlara gösterilir, tatil anıları anlatılır. Her tatilin kendine özgü esprileri vardır mutlaka dilinize dolanan… İşte bunlar izah edilir ballandıra ballandıra… Hiçbir zaman yaÅŸanılan andaki kadar zevk vermezler ya, dinleyenler de nezaketen gülerler iÅŸte… Ne de olsa, herkes geçer bu yollardan!
Sonra ajanda açılır. Tatil günlerine ait boÅŸ sayfalara iç çekerek bakılır. Ardından önümüzdeki günlere göz atılır, kaçınılmaz… Günlerce, sabırsız halde dönmemizi beklemiÅŸ zorunluluklar sırıtırlar yüzsüzce… Defter, onlara dil çıkartarak kapatılır… Kısa bir süre sonra kös kös tekrar açılacağı bilinse de!.. Ne de olsa, tatil günlerine ait o tatlı rüzgarın verdiÄŸi cesaret, hala yüreÄŸini yalayıp durmaktadır insanın…
Mutfakta duran tencere tavalara, boÅŸ buzdolabına anlamsız gözlerle bakılır bir süre… Sonra ‘ Bu gece dışarıdan bir ÅŸey mi söylesek acaba?!. ‘ diye tatlı tatlı mırıldanılır.
Birkaç sabah, yatakta gözünü açınca nerede olduÄŸunu anlayamaz insan… Dalgaların tınısını duymak için kulak kesilir… Dışarıdan gelen klakson sesleriyle dönüverir gerçeÄŸe, bir çırpıda…
SıcaÄŸa, trafiÄŸe sövülüp sayılır. Sanki yıllardır bunlardan uzak kalmıştır insan. Topu topu bir hafta, hadi bilemediniz on gündür söz konusu olan süre aslında…
Olsun, güzel ÅŸeylere çabuk alışılır iÅŸte… Böyledir insanoÄŸlu…
Bunlar ve daha birçok ÅŸey…
DönüÅŸün kaçınılmaz olarak yaÅŸattıkları…
Ya da, en azından, benim dönüÅŸümün, bana yaÅŸattıkları…
Benim dönüÅŸüm, bir ‘ dönüÅŸüm’ aslında…
Kısa bir mola verdiÄŸim hayatıma, daha saÄŸlıklı, daha mutlu, daha dingin ve dinlenmiÅŸ olarak geri geliÅŸim…
Kısacası, dedim ya, bir ‘ dönüÅŸüm ‘…
Hani bazı ÅŸiÅŸelerin, torbaların üzerinde yazar ya ‘ geri dönüÅŸümlü ‘ diye…
Aynı hesap iÅŸte…
İnsan da ‘ geri dönüÅŸümlü ‘ bir ÅŸey bence…
YaÅŸanan onca yorgunluÄŸa, yıpranmışlığa, üzüntüye raÄŸmen…
DönüÅŸebiliyor… DönüÅŸmeli…
Zaman zaman unutsak ve ümitsizliÄŸe kapılsak da; hayatta birçok mutluluk da var, kucağını açmış bizi bekleyen…
İyi ki de var!..
Birkaç haftaya kalmaz havalar serinlemeye baÅŸlar. İstanbul kalabalık olur gene, her zamanki gibi… Yaz tatiline girmiÅŸ bir çok mekan kapılarını açar yeniden… En güzeli, tiyatrolar perdelerini aralamaya baÅŸlarlar bir bir… Sinemalar bir kaç ay önceki gibi kalabalık olurlar, cıvıl cıvıl...
Ne güzel!..
Tıpış tıpış döndüm ben, ait olduÄŸum yere…
Benim için, ‘ İstanbul ‘ baÅŸta sorduÄŸum sorunun cevabı… Ait olduÄŸum yer yani…
Bütün sevdiklerim içinde çünkü… Ardında hayatımda anlam katan insanların yaÅŸadığı birçok kapı var bu ÅŸehirde… Zillerini çalarken içimin kıpır kıpır olduÄŸu, birçok kapı…
Uzaklarda olan sevdiklerim de var elbette… Geri dönülen, ya da dönülemeyen baÅŸka yerlerde bulunan sevdiklerim, özlediklerim de var; bir dolu...
Ama İstanbul, onlarla paylaÅŸtığım zamanları da saklıyor içinde… Taşında, toprağında, yaprağında, denizinde… Ve de en çok, kokusunda…
Ben, İstanbul’a aidim…
O’nun hiçbir zaman ne bana, ne de baÅŸka birisine ait olmayacak kadar dik baÅŸlı, isyankar, vurdumduymaz olduÄŸunu bilsem de…
Aidim iÅŸte, dolu dolu hem de!
Bazı aÅŸkları güzel yapan, tek taraflı olmaları mı yoksa?!.
Gelecek günlerim, üzerinde rengarenk süsler bulunan; kocaman bir kremalı pasta ÅŸimdi…
Masamın üzerinde duruyor.
Bir an önce kremasına parmağımı daldırıp, aÄŸzımı ÅŸapırdatarak tadına bakmak için sabırsızlanıyorum…
/Guardianturk.com
tibetkumru@yahoo.com
