Birilerinden, bir ÅŸeylerden kaçmak deÄŸil bu…
Olsa olsa ‘ kendimden kaçmak ‘…
En çok kendinden yoruluyor çünkü insan. Bütün derdi tasası, birinci tekil ÅŸahısla aslında… ‘ Sen ‘ler, ‘ O ‘ lar ve ‘ Saz ArkadaÅŸları ‘ birer yanılsama çoÄŸu zaman…
Öyle ya, aynı olay karşısında bir insan günlerce uykusuz kalıp mide aÄŸrıları çekerken, bir diÄŸeri gülüp geçebiliyorsa; derdimiz hayatla deÄŸil, kendimizle demek ki daha çok… O’nun bize yaptıkları deÄŸil, bizim kendimize yaptırdıklarımız bizi bezdiren…
Neyse ne… Sebep deÄŸil, sonuç galiba çoÄŸu zaman önemli olan.
Yoruldum mu?.. Evet!
Sıkıldım mı?.. Hem de nasıl!
Bir süre müsaade o zaman bana… Gitmem lazım kısa süreliÄŸine de olsa…
Hani derler ya, ‘ geldiler ‘ diye?.. Aynen öyle iÅŸte…
Gelen nedir, kimdir; kimse bilmez aslında. Ben de bilmiyorum.
Gelen gelmiÅŸ, hoÅŸ gelmiÅŸ…
Ben gidiyorum, asıl önemli olan da bu.
Yani, benim için önemli olan bu!
Eh, ben de kendim için gitmiyor muyum zaten?..
O halde?!.
Hava sıcak mı sıcak… Sabahları yataktan yorgun kalkıyor insan. Gün boyunca istediÄŸiniz kadar su ÅŸiÅŸelerine sarılın serinlemek için; tek sonucu bol bol tuvalete taşınmak oluyor. İşin yoksa gittiÄŸin her yerde koÅŸturarak ‘ wc ‘ yazısını ara! Åžansın varsa bulursun!
SokaÄŸa çıkıyorsunuz, herkesin siniri burnunda. Bir yerlere çatmak, birilerine çıkışmak için bahane arıyor insanlar… Havada uçuÅŸup duran küfürlerin, beyninizin içinde uÄŸuldayan korna seslerinin sonu yok…
Kimsede sabır kalmamış… HoÅŸgörü desen, esamesi okunmuyor!
Toplu taşıma araçlarında burun direÄŸinizi sızlatan bir koku… Reklamlarda görüp ezberlediÄŸimiz, ‘ Yirmi dört saat ter kokusuna engel olan ‘ deodorantlar gerçek deÄŸil herhalde… Ya da onlar gerçek, ama çoÄŸu kiÅŸi yirmi dört saatle bir hafta arasındaki farkın ayırımına varamıyor.
Ne zaman azıcık esen, biraz olsun rahatlamamızı saÄŸlayabilecek bir alan bulsak, iki karış çayır çimen mesela, ya da bir deniz kenarı; kaçarcasına uzaklaşıyoruz oradan… Yerler çekirdek kabuklarıyla dolu oluyor çünkü… Denizde çırpınıp duran dalgaların arasında karpuz kabuÄŸundan kondoma, süpürgeden boÅŸ ÅŸiÅŸeye; bilumum çer çöp göbek atıp duruyor ahenkle...
Eskiden buralarda yüzermiÅŸ büyüklerimiz!
Tek kirlenen çevre mi zamanla???
Televizyonda çoÄŸu birbirinin kopyası olan programlar… HoÅŸunuza giden, beÄŸenerek izlediÄŸiniz bir dizi yakalıyorsunuz kırk yılda bir. Ertesi hafta aynı gün ve aynı saatte izlemek için oturuyorsunuz, ama dizi yok!.. Nasıl yani?.. Kalkmış efendim… Fazla izlenmemiÅŸ çünkü… BeÄŸenilmemiÅŸ…
E ama güzeldi?!. Daha yeni baÅŸlamıştı?!.
Sus bakayım sen!.. Kim oluyorsun da beÄŸeniyorsun?.. ‘ Rating ‘ ölçen cihazlardan daha mı iyi bileceksin neyin güzel olup olmadığını?..
Gazeteyi açmanızla kapamanız bir oluyor… İç sızlatan, yürek burkan haberler… Bir of çekiyorsunuz, karşıki daÄŸlar yerinden oynuyor.
Karşıki daÄŸlar, çorak daÄŸlar… Eskiden aÄŸaçlar varmış üzerlerinde… Artık yok… Her yaz gördüÄŸümüz acı film, ‘ Orman Yangınları ‘, malum!!!
En iyisi, bana biraz müsaade…
Biraz soluklanayım.
Her ÅŸey üstüme gelir gibi, ama en çok da kendim…
Denizi, havası henüz kirlenmemiÅŸ bir yerlere kaçacağım. Rahatça nefes alabileceÄŸim, dumandan tıkanmayacağım…
Hormonsuz meyve ve sebzeler yiyeceÄŸim. Tertemiz sularla yıkayacağım onları…
Yan gelip yatacağım yemyeÅŸil çimenlerin üzerine… Klasik müzik dinleyeceÄŸim, var mı itirazı olan?
Mazhar –Fuat- Özkan ‘ Buselik Makamı’ nı fısıldayacak kulağıma arada bir… Yeni Türkü ‘ Destina ‘ diye seslenecek göz kapaklarım ağırlaşırken… Gülümseyerek uyuyakalacağım.
KuÅŸlar cıvıldayacaklar etrafta… AÄŸustos böcekleri ise hiç susmayacaklar.
Arı vızıltısı duyacağım kimi zaman, ama kıpırdamayacağım yerimden… ÜÅŸeneceÄŸim…
ÜÅŸenme, erteleme lüksü tanıyacağım kendime, her ÅŸey için…
Arada bir serin maviliklere bırakacağım kendimi… 'sırtüstü' uzanıp yatacağım dalgaların arasına…
‘ Ne giyeceÄŸim ? ‘ derdi yok… Mayo üzerine bir elbise, tamamdır!
‘ Uyumadan makyajımı silmeliyim ‘ derdi yok… Çünkü, makyaj yok…
AkÅŸam yavaÅŸ yavaÅŸ çökerken, yanaklarım kırmızı, ÅŸarabımı yudumlayacağım ufka dalarak… DaÄŸların arkasında kaybolan, kocaman bir portakal kıvamındaki güneÅŸe göz kırpacağım... Kadeh bile kaldırırım belki, kime ne?..
Sonra mis gibi zeytinyağı kokan salatayla beraber çıtır çıtır balığımı yiyeceÄŸim…
Ellerimle…
Balık, böyle yenir çünkü!
Saçlarımı kurutmadan iki yandan öreceÄŸim her gece… Ertesi sabah açtığımda dalga dalga olacaklar. Sabah kahvemi içerken, parmaklarımı neÅŸeli buklelerim arasında dolaÅŸtıracağım çocuk gibi kıkırdayarak.
Gazete okumayacağım…
Ama Buket Uzuner, İnci Aral, KürÅŸat BaÅŸar ve Murathan Mungan yanı başımda olacaklar. Onların ipek gibi yumuÅŸacık kelimeleri arasında kaybolacağım canım istediÄŸinde…
Uzun lafın kısası, bir süre ‘ Kapsama alanı dışında olacağım ‘…
DinleneceÄŸim… Kendimi dinleyeceÄŸim…
Koskoca bir sene boyunca incinen yerlerime buzlarla pansuman yapacağım… Açılan yaralarımı kapatacağım…
Kırgınlıklarımı, kırıldıklarımı denize bırakacağım… AffedeceÄŸim…
Kayan yıldızlara bakarak, kendi kırdıklarımdan af dileyeceÄŸim…
Kendimden kaçıp, kendime sığınacağım…
Kendimi bulacağım…
Ama aramadan… Çaba göstermeden… Yorulmadan…
Sonrası mı?..
Onu da dönünce düÅŸünürüm artık… Beynime yıllık izin verdim ÅŸimdi… Çok yoruldu koca sene boyunca… Ağır iÅŸçim O benim…
Yanımda kendimi anlatmak için kelimelere baÅŸvurmam gerekmeyen yegane insanlardan biri olacak… Yan yana, ama kendi dünyalarımızda olacağız. Ama elimi uzattığım anda, elini tutabileceÄŸim… Kalbime yıllık izin vermiyorum çünkü… Verirsem, kendimi hiç bulamam ki!.. Kendimden olurum. Kalbim demek, ben demek… Pusulam O benim. Gece fenerim…
Kapsama alanı dışına çıkıyorum ÅŸimdi, bir süreliÄŸine…
DüÅŸünmeyeceÄŸim, koÅŸmayacağım, yetiÅŸmeyeceÄŸim…
Sadece duracağım…
DüÅŸmekten korkmayacağım dolayısıyla…
Hormonsuz meyveleri dallarından koparacağım, ellerimle…
Balık yiyeceÄŸim, çıtır çıtır…
Balık elle yenir, söylemiÅŸ miydim?..
/Guaridanturk.com
tibetkumru@yahoo.com