HADİ!!! BUGÜN, HAYATINIZIN EN GÜZEL GÜNÜ OLSUN!
‘ Beni, ailem dışında hiç kimse sevmiyor ve istemiyor! ‘
Telefonun diÄŸer ucunda titreyen bir ses... Üzüntüden iyice incelmiÅŸ, neredeyse duyulmayacak halde... Pamuk ipliÄŸi gibi, koptu kopacak.
‘ Her ÅŸey çok kötü ! Çok! ‘
Henüz ilkokula giden yeÄŸenim, okulda -kendisine göre- bayağı kötü bir gün geçirmiÅŸ. Yılsonu gösterisi için hazırladıkları piyesin, çok heves ettiÄŸi baÅŸrolüne, baÅŸka bir kız öÄŸrenci seçilmiÅŸ. Dünyası yıkılmış bizimkinin. Dokunsan aÄŸlayacak…
Ne yapacağımı ÅŸaşırıyorum. Çocukların, aklımıza hayalimize sığamayacak kadar kuvvetli birer hafızaları var. Ne deseniz kayıt ediyorlar beyinlerine. BoÅŸ bulunup da kullandığınız en ufak bir kelimeyi, sonra öylesine ummadığınız bir anda, beklemediÄŸiniz bir cümle içine yerleÅŸtiriyorlar ki, tamamen gafil avlanıyorsunuz.
AÄŸzımdan her çıkanı panik içinde ölçüp biçerek, birkaç teselli edici cümle söylüyorum. Biraz rahatlıyor. Allahtan dikkatleri de çabuk dağılıyor ÅŸu çocuk milletinin! Televizyonda o çok sevdiÄŸi dizi baÅŸlamak üzere olduÄŸu için, ‘ Hadi ÅŸimdi iÅŸim var ‘ diyerek telefonu kapatıveriyor. Ben de rahat bir nefes alıyorum. O’nu etkileyecek, yanlış bir ÅŸey dile getirmekten öylesine korkuyorum ki!..
Ne denilebilir, ne söylenebilir ki böyle bir durumda? Dünyası yıkılmış iÅŸte. O daha çocuk; hayatının bütün dengelerinin bozulması için patronu tarafından azarlanmasına, borsada para kaybetmesine, sevgilisi tarafından terk edilmesine gerek yok ki… Daha doÄŸrusu, henüz bunlara gerek yok! Onlar da olacak günün birinde, hepsini tek tek tadacak, tecrübe edecek. Allahın emri!..
Küçücük dalgalarda iki yana savrula savrula yerinde sayan bir fındık kabuÄŸu olacak ki önce, ilerde en güçlü kasırgalara karşı kocaman bir yelken açabilsin. Yüzünü ıslatan damlalara inat, süzülerek yol alabilsin.
Hayat hem çok güzel, hem de çok acımasız. Biz insanlar için en zorlayıcı kısmı, hangi yüzünü göstereceÄŸini önceden kestiremememiz belki de. Korunaklı olmak, kendimizi bir ÅŸeylerden uzak tutmak gibi bir lüksümüz de yok üstelik. Siz istediÄŸiniz kadar pamuklara sarıp sarmalayın benliÄŸinizi. Hayat, nanik yapıp duran şımarık bir çocuk gibi öyle bir yerden çekip vuruyor ki insanı bazen; etrafınıza özenle çektiÄŸiniz korunma seti tuzla buz oluveriyor. Herkesin, hepimizin bir yumuÅŸak karnı var çünkü. Varlığını biz bilmesek bile, hayat biliyor! Ve bize asla kopya vermiyor…
Sami Dündar’ın, ‘ Her Åžeyin BittiÄŸi Yerden ‘ adlı kitabını okuyorum bugünlerde… Ünlü ve baÅŸarılı organizatör, 17 AÄŸustos depreminde enkaz altında kalmasıyla baÅŸlayan mücadele dolu günlerini anlatmış kitabında. Tam ‘ bitti, ölüyorum ‘ dediÄŸi anda nasıl da mucizelerle karşılaÅŸtığını, ya da tam tersine, ‘ kurtuldum ‘ diye sevinç çığlıkları attığı sırada tüm hevesinin kötü sürprizlerle bıçak misali kesildiÄŸini bir bir satırlara dökmüÅŸ samimi bir dille…
Bu kitap beni çok etkiledi. Gözlerimde yaÅŸlarla, ta içimde hissederek okuyorum her satırını…
‘ Bitti ‘ derken, aslında yeni baÅŸlıyor olmak… ‘ BaÅŸlıyor ‘ derken, esasında ‘ Son çizgisine ‘ adım atmak… Bir oyun gibi… Yüzümüze çarpan bir tokat gibi…
BaÅŸka bir deyiÅŸle, hayat gibi!..
Bir arkadaşım anlatmıştı: Seneler önce dedesi uzun süren, ciddi bir rahatsızlık yaÅŸamış… BaÅŸta doktorlar olmak üzere, herkes umudu kesmiÅŸ artık. YaÅŸlı adamı, son günlerini huzur içinde evinde geçirmesi için hastaneden çıkartmışlar. Ve o ‘ an ‘ ı beklemeye baÅŸlamışlar çaresizce. Herkesin gözü saatte, yüreÄŸi aÄŸzında… Seneler önce ben de anneannem için böyle bir bekleyiÅŸ yaÅŸamıştım. İnsanın tüm dengeleri bozulur, ne için dua edeceÄŸini ÅŸaşırır hale gelir.
Bir gece yarısı telefon çalmış… KoÅŸarak açmışlar. Ne duyacaklarından çok emin bir halde, telefonda konuÅŸurken bir yandan da kapıya yönelmiÅŸler bir an önce vefat eden hastalarının evine gitmek için. Ama hepsi kalakalmış aldıkları haberle: Anneanne vefat etmiÅŸ. Yani, ölmesi beklenen, hayatından umut kesilen yaÅŸlı adamın eÅŸi…
Dede ise, birkaç sene daha yaÅŸamış o geceden sonra…
İşte, hayat!..
Hani bazı filmler vardır. Sonunda neyle karşılaÅŸacağınızdan çok emin olarak izlersiniz tamamını. Katil bahçıvandır iÅŸte, görünen köy kılavuz istemez! Ama ÅŸu meÅŸhur ‘ SON ‘ yazısından hemen önce, öyle bir finalle karşılaşırsınız ki, kalakalırsınız ekran karşısında. AÄŸzınız bir karış açık… ‘ Ama… Ama… ‘ der durursunuz ÅŸaÅŸkın bir halde… O anda ekranın içine süzülüvermek, SON yazısını UzakdoÄŸu filmlerinden kopup gelen bir karate numarasıyla haklamak istersiniz. Kendinizi haksızlığa uÄŸramış hissetmektesinizdir çünkü. Kibarlığı bırakalım, itiraf edelim: Belki biraz da, aptal yerine konmuÅŸ…
Ne, biraz mı?! J
KeÅŸke bu hislere sadece film izlediÄŸimizde kapılsak! Ne yazık ki gerçek hayatta da yadsınamayacak ölçüde yaşıyoruz bu gibi durumları. Hepimiz insanız çünkü… Yapacak bir ÅŸey yok!
‘ Hayatta yaÅŸayacaklarımızın provası olsa keÅŸke ‘ diye düÅŸünürüm bazen. O zaman daha güçlü olur, yere daha saÄŸlam basarız belki de… Daha az sürprizlerle karşılaşır, kendimizden emin oluruz. Duygularımızı daha çok kontrol edebiliriz.
Ama sonra vazgeçerim hemen. Hayatın asıl tadı, bilinmezliÄŸinde gizlidir çünkü… Zaten kimi kandırıyorum ki ben, gerçek yangınların tatbikatı olur, ama yürek yangınlarının tatbikatı yapılamaz. Yapılsa da, iÅŸe yaramaz!
YeÄŸenim bugün, piyeste baÅŸrolü kapamamasına üzülüyor. Seçilen kız öÄŸrencinin kendisinden daha güzel, daha yetenekli olduÄŸuna, daha çok sevildiÄŸine inanıyor çocukça bir saflıkla…
Yarın bir gün büyüyecek. Bazı ÅŸeylerin ne güzellikle, ne yetenekle, ne de sevilip sevilmemekle ilgisi olmadığını anlayacak. Åžansı varsa anlayacak, daha doÄŸrusu… Åžansı yoksa da, hep ‘ neden? ‘ diye soracak kendisine… Hiçbir zaman kabullenemeyecek söz konusu sorunun cevabının ÅŸu kadar basit olabileceÄŸini: ‘ Öyle iÅŸte! ‘
Biz insanlar hep bir arayıştayızdır. Büyük yıkımlardan sonra bir nebze rahatlayabilmek, hayatımıza kaldığımız yerden devam edebilmek için küçücük de olsa bir açıklamaya ihtiyaç duyarız. Çölde bir damla su arayıp duran bedeviler misali… Susamışızdır adeta yüreÄŸimizi azıcık da olsa ıslatıp geçecek bir açıklamaya.
Ama bazı ÅŸeylerin açıklaması yoktur. ‘ Kader ‘ denir onlara… ‘ Alınyazısı… Åžans… Kısmet… ‘
Birileri kazanır, birileri kaybeder. Hayat akıp gider.
Kimi piyeslerde baÅŸrolü kapıp yıldız oluveririz, kimilerinde ise figüranlığımıza bile ihtiyaç duyulmaz. Çünkü insan her zaman baÅŸrolde olmaz, olamaz! Ama zaten her oyunda baÅŸrolde olursa insan, bir süre sonra sahne ışıkları da cazibesini yitirir kanımca… Esprisini kaybeder. Asıl önemli olan; sadece baÅŸrolün deÄŸil, figüran olmanın da hakkını verebilmek galiba.
Daha dün hayatımızın yapı taÅŸları olan insanlar, gün gelir yolda karşılaşınca merhaba bile demediÄŸimiz, isimlerini unutuverdiÄŸimiz soluk resimler haline geliverirler. Yani sadece biz figüran olmayız yaÅŸam içerisinde, baÅŸkalarına da kendi hayatımızda deÄŸiÅŸik roller veririz bazen.
Gecelerce uykularımızı kaçıran, bizi gözyaÅŸlarına boÄŸan kimi olaylar; günün birinde beynimizin kıvrımlarını arkalarına bakmadan terk edip giderler. Varlıklarını hatırlayamayız bile…
Kendimizden eminsek, ayaklarımız yere basıyorsa, içimize karşı dürüstsek; o zaman kendimizi suçlamamız için de hiçbir sebep yoktur. İnsan herkese yalan söyleyebilir isterse, ama aynalara yalan söylenmez. KiÅŸi kendi gözlerine bakarken, bir baÅŸkası olamaz.
YeÄŸenime bunu anlatmaya çalıştım telefonda. Hayatta her zaman, öncelikle ne istediÄŸini bilmesini salık verdim.
Hani bu aralar televizyonlarda pek popüler olan evlendirme programları var ya… Geçen gün orta yaÅŸlı bir hanıma, kendisini beÄŸenen ‘ kısmeti ‘ sorular soruyordu:
‘ Başın açık mı, kapalı mı? ‘
‘ Açık ‘
‘ Ya ben kapamanı istersem? ‘
‘ Kapatırım o zaman ‘
Kafaların dışındakilerle deÄŸil, içindekilerle ilgilenecek kültürel ve düÅŸünsel yapıdayım Allaha ÅŸükür. Kimsenin inancına, fikrine karışmam; saygı duyarım. Başı açık olan sayısız arkadaşım gibi, kapalı olan çok sevdiÄŸim dostlarım da var.
Ama insanın kendisi ile ilgili alacağı kararlar bu kadar basit olmamalı. İnsanız biz, yanardöner meyve tabağı deÄŸil! Her ne kadar kimi zaman ‘ baÅŸkalarının ‘ düÅŸüncesizce davranışlarının, ‘ baÅŸkalarının ‘ doyumsuzluklarının, ‘ baÅŸkalarının ‘ ölçüp biçmeden söyledikleri dengesiz lafların üzüntüsünü adaletsiz bir ÅŸekilde ‘ biz, kendimiz ‘ çeksek de, gene de kendi hayatımızın ipleri bizim avuçlarımızda olmalı… Hayat imkân verdiÄŸi ölçüde elbette!
İşte bunu anlatmaya çalıştım yeÄŸenime… ‘ Önce sen, kendin ‘ dedim… ‘ Ne istediÄŸini, kim olduÄŸunu bil ‘
Bazen eski günlüklerime bakıyorum. Büyük içtenlikle, dürüstçe yazılmış onlarca fikir, en ince detaylarıyla anlatılmış birçok olay… Bir sis perdesinin arkasından bakıyorlar sanki bana… Bir zamanlar aÄŸladığım ÅŸeylere ÅŸimdi gülüyorum… O zamanlar güldüklerime ise kimi zaman gözlerim doluyor… Bazı isimler okuyorum, yüzlerini hatırlamak için kendimi zorluyorum; ama yayın kesik… Olmuyor!
Hani güzel bir mum yakarsınız bazen. Ya ÅŸekline, ya da rengine bayılarak almışsınızdır çarşıdan. Karşısına geçer, bir kadeh ÅŸarabınızı elinize alırsınız. Gürül gürül yanan aleve bakarak, düÅŸüncelerinizi yudumlarsınız adeta... O anda kendinizi güçlü ve mutlu hissedersiniz. Hayatınızın efendisi, sizsinizdir.
Aradan saatler geçer. Åžatafatlı bir edayla yanan mum, bitmeye yüz tutar. Alev sönmeye baÅŸlar. Ama bir anda yok olup gidemez de. Can çekiÅŸir adeta…
Her mum, bir gün söner.
Anılar da böyle belki de... Unutulmasalar da, geçen yıllarla birlikte, alevleri esen rüzgârlara yenik düÅŸüveriyor.
İngiltere’de yaÅŸayan, yabancı bir yakınım, yaÅŸlı babasını ne zamandır çok ihmal ettiÄŸini düÅŸünerek; O’na unutulmayacak bir gün geçirtmeye karar vermiÅŸ geçenlerde… Babasını erkenden evinden almış, önce güzel bir yemek yemiÅŸler. Sonra da çocuklar gibi kahkahalar atarak golf oynamışlar saatlerce...
Günün sonunda, birer kadeh bir ÅŸey içmek için bir yere oturmuÅŸlar. YaÅŸlı adam, oÄŸlunun elini kavramış. Gülerek yüzüne bakmış: ‘ TeÅŸekkürler oÄŸlum ‘ demiÅŸ… ‘ Hayatımın en güzel günüydü ‘…
Sonra mı?..
Kafacığı kolunun üzerine düÅŸmüÅŸ…
Oracıkta can vermiÅŸ baba…
ÖlmüÅŸ yani!
Bir hayat, sona ermiÅŸ… BitmiÅŸ…
Åžaka gibi, deÄŸil mi?..
Ama ÅŸaka deÄŸil, gerçek…
Bunun adı, HAYAT!..
Hayatınızın her günü, ‘ en güzel gününüz ’ olsun…
Çünkü geri sarma düÄŸmesi olmayan küçük birer el radyosuyuz hepimiz. Antenimiz ise, hayatın ta kendisi… Yayın frekansımızı seçmek her zaman kendi inisiyatifimizde deÄŸil.
Asıl güzel olan da bu belki? Kim bilir!?.
Sevgilerimle...
Kumru Tibet Aydın / Guardianturk.com
tibetkumru@yahoo.com