Unutmaktan ne kadar korktuÄŸumuzun farkında mısınız? Her yere ÅŸuursuzca yapıştırdığımız, içlerinde kaybolduÄŸumuz “post-it”ler… Her gününde aceleyle karalanmış bir “hatırlatıcı” olan takvim yaprakları… Cep telefonumuzun ya da cep bilgisayarlarımızın olur olmaz zamanlarda ötüp, unutmamamız gerekenleri gözümüze sokan elektronik notlar… Tüm bunlar -hatta evden çıkarken unutmayalım diye kapının önüne koyduÄŸumuz paketler, çantalar dâhil her ÅŸey- “unutmak” korkumuzdan kaynaklanıyor.
Peki… Ya unutamasaydık?
Feng-Shui (YaÅŸam ortamlarını enerji akışına göre düzenlemeye dayanan Uzak DoÄŸu felsefesi), hiçbir hatıramızı saklamamamızı önerir. Gelen hediyeler, eski mektuplar, koleksiyonlar, eski sevgilinizin kazağı gibi “enerji” yüklü objelerin varlığı, yerine yenilerinin gelmesini engeller. Yani, eskilerinizden kurtulmazsanız, yerine yenilerini koyamazsınız…
Tıpkı Feng-Shui’nin var olduÄŸunu ileri sürdüÄŸü bu iÅŸleyiÅŸ gibi, yaÅŸadığımız, hissettiÄŸimiz tüm olaylar ve tüm duygular da beynimizin bir yerinde kayıt altında tutuluyor. Kısaca “anılar” diyebileceÄŸimiz bu bilgi kalabalığı bir süre sonra beynimizin daha karanlık bir baÅŸka yerine hareket ederek yeni anılarımıza yer açıyor. Bilinçaltımızda gerekli gereksiz birçok bilgiyi depoluyoruz, yani kaybolmuyorlar ama sonuç olarak unutuyoruz…
Unutamasaydık…
TuttuÄŸumuz ilk yasla birlikte ömrümüz boyunca hiç kurtulamayacağımız bir bunalımın içine sürüklenirdik… İlk kez bir sevdiÄŸimizi kaybettiÄŸimizde duyduÄŸumuz üzüntü, o insanla geçmiÅŸimizi, hatıralarımızı, en önemlisi bir daha o sevdiÄŸimizi hiç göremeyecek oluÅŸumuzu, özlemenin bir zorunluluk olduÄŸunu unutamadığımız için hiç eksilmez, yerini hiçbir taze duyguya bırakmazdı. ‘O’nsuz devam edemezdik…
Kimseyi hatalarıyla kabul edemezdik. Affedemezdik… Öylece devam edemezdik.
Çekip gidemezdik, hatırladıklarımıza sıkı sıkıya baÄŸlıyken. Körü körüne inanmışken, sorgulayamazdık…
İşte bu yüzden;
Unutmak yenilenmektir; unutmak terk edebilmek gücü…
Sevgilinize “bitti” demeniz, onu unutabileceÄŸinize dair inancınızdır. Unutmak kaybetmek deÄŸildir her zaman, bilinenin aksine. Unutmak, yenilere yer açmaktır.
Kötü tarafları da yok diyemeyiz elbette. Åžimdiye kadar yazdıklarımı bu cümleyle kirletip kalabalıklaÅŸtırmış olacağım ama belki de politikacılar da birçok ÅŸeyi unuttukları için aynı hataları tekrar ediyorlardır.
SavaÅŸ enkazlarının arasına çöp gibi atılmış, başı ve bedeni arasında garip bir açı olan, mor dudaklı bebeÄŸin fotoÄŸrafını akıllarından silebildikleri için; oÄŸlunun arkasından feryat eden anneyi sadece provokasyon zamanları, halkın bam teline dokunabilsinler diye hatırlayabildikleri için aynı hataları tekrar ediyor olamazlar mı? Verdikleri sözleri unutmalarının arkasındaki sebep, bir baÅŸka seçim zamanı, yeni sözler verebilme isteklerinden kaynaklanıyor olamaz mı? Sahi yahu… Neden hep onları suçluyoruz? Sadece unutuyorlar…
“Tarih tekerrürden ibarettir” deyip geçmek kolayımıza geliyor. Sebep aramıyoruz. Sorgulamıyoruz. UnuttuÄŸumuz için en ufak suçluluk bile duymuyoruz.
Çünkü, unutmak acıları dindirmektir…
Bitirirken “Gidemem” diyordu Sezen Aksu kulağımda…
"Ben bu yüzden hiç kimseden gidemem gitmem
Unutamam acı tatlı ne varsa hazinemdir
Acının insana kattığı deÄŸeri bilirim küsemem
Acıdan geçmeyen ÅŸarkılar biraz eksiktir…"
Eksik kalmamanız dileÄŸiyle…
İlkay Kutlu ŞEN / Guardianturk.com
ilkaykutlusen@guardianturk.com