DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
BU YOLCULUÄžA ONUN İÇİN ÇIKMIÅžTIM… AMA O BUNU BİLİYOR MUYDU?
Odamın kapısının önünde söylemiÅŸti bu sözleri. Bir an odam öyle uzak, öyle kimsesiz gelmiÅŸti ki bana. Ne kadar muhtaçmışım ona. O an bir kez daha anlamıştım bunu. Muhtaçlık. Zavallılık. GecikmiÅŸlik. Kaybedenlerin ilk aklına gelen sözler. Bir uÄŸultu gibi ya da peÅŸ peÅŸe
Mardin’e ılık bir yaÄŸmur yağıyordu. Odamın ıslak penceresi yüzüm kadar tanıdık, yüzüm kadar anlaşılmazdı. Bu yalnızlık gecesinde görmek istemediÄŸim tek ÅŸey belki de yüzümdü. Beni hiç kimse yüzüm kadar aldatmamıştı çünkü ÅŸimdiye dek. Yüzüm kadar karşılıksız bırakmamıştı. Kimi suçlayabilirdim ki? Yüzüm hayatımdı. Ve yüzümü ne zaman görsem hayat aklıma geliyordu. Hayatım deÄŸil, hayat. O büyük yalancı!
Ve ben onun sadece kendime sarıldığım bu gece sorumluluÄŸunu almak istemiyordum. Nadiren de olsa yüzüme baktığımda sevinçlerim, coÅŸkularım, neÅŸem hiç iz bırakmamış onda. DeÄŸip geçmiÅŸler uçarı ve kayıtsız bir rüzgar gibi. Ama ayrılıklarım, hüzünlerim, ölümü özleyiÅŸlerim, tükeniÅŸlerim, hasretlerim derin birer yara gibi iÅŸlemiÅŸ ona. Nasıl görmüÅŸüm ben hayatımı. Onca yıl. Hiç düÅŸünmemiÅŸtim, artık düÅŸünüyorum. Bir yaÅŸama fırsatı daha istiyorum. Kim verebilir bana o fırsatı. Kimse. İleriye, hep ileriye doÄŸru koÅŸmak sorundayım. Yüzümdeki silinmez yaralarla…
Çok acıkmış bir bebek gibi hissediyorum kendimi oysa. Åžu an, bu korkunç yalnızlıkta tek isteÄŸim başımı Bayan S’ nin iki göÄŸsünün arasına sokup onu sabaha kadar koklamak istiyorum. Derdim onun içine girmek deÄŸil. Ona sahip olup bunun zafer sarhoÅŸluÄŸunu yaÅŸamak hiç deÄŸil. Aksine hissettiÄŸim bir muhtaçlık duygusu. Varlığının, etinin, sıcaklığının dilencisi bile olabilirim. Dilerse aÅŸağılayabilir beni. Buna bile katlanabilirim. O lütfederse o olur. Lütfederse bacaklarını ayırır ve beni oraya davet edebilir. İşte o an ona minnettar olurum. Bu evrende ilk sözcük MA deÄŸil miydi? . İşte o zaman bu sözcüÄŸü bir dua gibi içimden tekrarlar dururum. Benden baÅŸka kimse bilemez bunu. Hayat demek benim için sevdiÄŸim kadının rahmi demekti hep. Ne zaman tükensem hep oraya döndüm. Sürgünlerin sılaya dönmesi gibiydi bu. Vatan ilk önce o kadının bedeniydi. Oradan çoÄŸalırdım. Oradan gitmeye baÅŸlardım, gidilecek neresi varsa. Ama hep bilirdim, eninde sonunda oraya dönecektim. Çünkü vatan dedikleri hep paramparçaydı, yüzüm gibi. Tutulacak bir tarafı yoktu. Yalan ve karşılıksız özlemden ibaretti. Vatan, açık bırakılmış bir pencerenin boÅŸ bir hasretle gecenin karanlığında durmadan kendine, kendine çarpmasıydı. Bir geleceÄŸimiz yoktu, ne benim, ne vatanımın.İşte bu derin endiÅŸe beni hiç olmadığı kadar Bayan S’ ye baÄŸlıyordu.Kendime bile itirafta zorlanıyordum ama gerçeÄŸim buydu.Ben kendi geleceÄŸimden kaçıyordum.Kendi geleceÄŸimden kaçtığım yer Bayan S’nin kasıklarının arasıydı.
Belki yarınımız yoktu onun da benim de. Çünkü sabahın ilk ışıklarıyla beraber Diyarbakır’a gidecek, oradan vahÅŸetin daha da kucağına inecek. EÄŸer öldürülmezsek Cizre’ye varacaktık. VahÅŸetin kucağı, dedim deÄŸil mi? Evet, bazen ölüm, hayatın kendisinden daha ÅŸefkatli olabiliyor, oluyor, yaÅŸayınca anlıyor insan. Öyle öfkeliyim ki bu yüzden hayatı boyunca Kadıköy’den baÅŸka köy görmemiÅŸ, yine o aptal ömrü boyunca Ankara’nın DoÄŸusu’nu bir kez olsun gidip görmemiÅŸlere, o durmadan küçümsedikleri DoÄŸu’da ne olup ne bitiyor, diye merak etmeyenlere…
Orada olup bitenleri sadece televizyon kanallarından ya da basından takip edip ve olmadık yorumlarda bulunup ahkam kesenlere öyle büyük bir öfke duyuyorum ki…
Öfke, güzel bir ÅŸey, yaşıyorum, demek bu…
Yarın Bayan S’yle ölümün kucağına yolculuk yapacağız, ama yaÅŸama tutkumda bir eksilme yok. Bu iyi. Yüzüm paramparça, kendi içimde iyileÅŸme ÅŸansım yok, ama tenim aç. SeviÅŸmeye, kadına, dünya nimetlerine hala açım. Buz gibi su dolu bir sürahiyi aÄŸzıma dikerken dudaklarımın arasından sızan suyun karnımdan aÅŸağıya doÄŸru kaymasına açım. Karpuz, üzüm, erik, çaÄŸla, viÅŸne yemeÄŸe açım. Halay çekmeyi ömrüm boyunca beceremedim ama halay çekenleri seyretmeye açım. Dilim acılı ne yemek varsa tekrar tekrar tatmaya açım… Bu cümleleri yazarken bir yanım utanıyor aslında. Bir suçlu gibi yanıyor. Çünkü açım demenin, arzulamanın, istemenin ayıplandığı bir tarihin çocuÄŸuyum ben. Hem ailemin ideolojisi hem ilk gençliÄŸimden itibaren baÄŸlandığın devrimce zihniyet istemeyi, özellikle kendin için bir ÅŸey istemeyi yasaklamıştır bana.Bu bir yanıyla kutsal bir adanmışlık ama bir yanıyla derin bir açmazdır. İstersin eninde sonunda ama bastırırsın. Yok sayarsın. İstediÄŸin için küçümsersin kendini, ayıplarsın. Böylesi baskılardan, bağımlılıktan, adanmışlıktan hiç haberi olmayan ve hiçbir zaman suçluluk uymadan uluorta, pervasızca isteyenleri, istediklerine kavuÅŸamayınca da bağırıp çağıran, sitem eden, mızıkçılık yapanları da kendin kadar olmasa bile yağılarsın. Basit, dahası bayağı görürsün.
Aslında bu isteklerden ne kadar uzak durmayı baÅŸarsan da, istemeyi kendine yakıştıramasan da, ucundan kıyısından sen de acaba olsa nasıl olurdu diye merak edersin. Gizli bir hırs, mahcup bir arzu kimi zaman seni hiç beklemediÄŸin kadar ele geçirdiÄŸinde kendinden kuÅŸkuya düÅŸersin. Tıpkı bir müminin boÅŸluÄŸa düÅŸtüÄŸü ve ÅŸeytanına uyup imanından emin olamadığı anlar gibi…
Oysa ÅŸeytan en eski dostumuzdur bizim. AÅŸklarımız bir gün
biter, yakınlarımızı eskisi kadar deÄŸerli ve aranası bulamayız. ArkadaÅŸlarımız çoÄŸu kez incitici olur. O saptamayı bilen ya da bilmeyen bir gün sonunda aynı yere gelir: BaÅŸkaları Cehennemdir. Bu sözün sözler içinde çok ayrı bir yeri vardır benim için. Hayatımın özeti gibidir. Bu söz keÅŸke bana ait olsaydı. Ama VaroluÅŸçuluÄŸun en önde giden teorisyenlerinden Jean Paul Sartre’a ait.
Yan odada Bayan S uyuyor. Belki de benim gibi gözlerini tavana dikmiÅŸ ama asla tahmin edemeyeceÄŸim bir ÅŸey geçiyordur aklından. Yarın onunla vahÅŸetin kucağına birlikte ve yan yana yolculuÄŸa çıkacağız. Ve ben o var diye bu yolculuÄŸu göze aldım. O bunu biliyor mu acaba? Bilmeli ama. Hayatta bir ÅŸey bilinmeli. BoÅŸuna mı yaşıyoruz? İnsan ömrü boyunca böylesi bir yolculuÄŸa kaç kere çıkabilir ki?
Beyaz nevresime sarılırken üst dudağımı burnuma yaklaÅŸtırıyorum. Bayan S’nin aÄŸzının kokusu sinmiÅŸ bıyıklarıma. Derin derin kokluyorum. Dilinin kokusunu alıyorum. Ölümü bilmiyorum ama bu kokuyu seviyorum. Muhtacım bu kokuya. İnsanım, eksiÄŸim. Yarın ölebilirim ama ölürsem beni bu kokuyla gömün derim…
Hayatı bir kadının bedeninin de ne kadar özlüyorsam bir o kadar bencilim biliyorum. YetiÅŸtiÄŸim zihniyet coÄŸrafyası bana bunu bana böyle öÄŸretti. Bir ÅŸey daha öÄŸretti elbet: Yazılanlarla hayat asla örtüÅŸmez ki. Kitaplar, yazılar, ÅŸiirler hayatın hep birkaç adım arkasından gelirler… Daha sayıklamalarımı anlatamadım ki size. Uygun sözcükler bulamadım ki. O sözcükler henüz yok ki… Belki de hiç olmayacak yalnızlığımızın sözcükleri. İşte cehennem bu bence Ölüme giderken niye ölüme gittiÄŸini tam olarak anlatamamak…
Ölüm deÄŸil korkunç olan, bunu bir türlü anlatamamak. Bunu yan odada ne yaptığını bilemediÄŸim ve benden bir sarılmayı bile esirgeyen Bayan S bile bilmiyor…
Devamı Gelecek HAfta...
Cezmi Ersöz / Guardianturk.com