ONLARCA İNGİLİZE KARŞI, BARDA TEK BAŞIMA!
CANNES – Yazarınız her yıl geleneksel olarak uluslararası platformda yapılan MIP TV fuarına katılmak için meslektaşım İlker Özyaşar ile birlikte Cannes’da bulunuyor şu günlerde…
Cannes deyip de geçmeyin!
Meşhur Cannes Film Festivali”ni bilirsiniz. İşte o festivalin yapıldığı Cannes burası…
Fransa’nın minicik bir kasabası deyim yerindeyse.. Ama ne kasaba.. Her yıl yapılan onlarca fuar ve bu fuarlara dünyanın dört bir yanından katılan binlerce firma, katılımcı ve organizatör.
Fransa’nın güneyindeki bu Akdeniz kasabası tam manasıyla bir festival kenti.. Öyle ahım şahım bir fuar alanı olmamasına karşın, kentin en gösterişli mekanına kurulmuş olan festival mekanı tüm göz alıcılığı ile katılımcıları cezbediyor…
Fransa’nın sayfiye mekanlarından olan ve tüm dünyadaki hali vakti yerindeki patronların çekim merkezine dönüşen bu sevimli liman kentinde kotralar, gazinolar, eğlence mekanları birbirini kovalıyor sahil boyunca…
İnşaat, çocuk, film ve tv festivali gibi birçok organizasyon bu küçücük kentte yapılıyor. Haliyle ortada dönen milyonlarca euroyu telaffuz etmeye yazarınızın hesap kitap bilgisi yeterli gelmiyor…
Cannes”la ilgili bu küçücük gözlemimden sonra bir Galatasaray fanatiği olarak yaşadığım olayı anlatmak için sabırsızlanıyorum…
Bilenler bilir. Kanım sarı kırmızı akar benim!
Kendimi çevremdeki herkesi Galatasaraylı yapmaya adamış bir takım fanatiğiyim deyim yerindeyse. Bu uğurda ne bahisler kaybettim, ne paralar harcadım!
Ama iş dönüp dolaşıp Avrupa sevdamıza gelince her zaman elimde Türk bayrağı oldu benim yandaşlarıma inat!
Son yıllarda büyük bir gerileme yaşadığını itiraf etmeliyim sarı kırmızı renklere sahip olan asil Galatasaray’ın.
Buna karşın Fenerbahçe’nin ciddi bir atakla öne geçtiğini de kabul etmek lazım. Avrupa’da yere düşen bayrağı Fenerbahçe’nin taşıdığı gerçeği de yine başta benim gibi tüm fanatik Galasaraylılar”ın kabul etmesi gereken bir gerçek!
Fenerbahçe’nin İngiltere’deki rövanş maçına çıktığı dakikalarda Cannes sokaklarında maçı nasıl izleyeceğimizi düşünüyoruz. Ve rehberimiz bizi İngiliz barına yönlendiriyor.
Bar, saatler öncesinden maça hazır… Yan yana duran iki İngiliz barından bir tanesi Arsenal-Liverpool, bir diğeri Chelsea-Fenerbahçe maçını yayınlamak için düzen almışlar…
Her yer temizlenmiş, bar koltukları sıralanmış ve ekranların sayısı artırılmış…
Sessizce ve kimseye çaktırmadan bardaki yerimizi alıyoruz bir saat öncesinden. Dışarıda kalırız endişesiyle!
Ve maç başlıyor…
Etrafımızı onlarca İngiliz’in sardığını daha 3.dakikada fark ediyoruz.
Öyle bir uğultu ki küçücük mekanda tarifi imkansız!
Ve sinirleniyorum. Bir Fenerbahçe maçında ilk kez bu kadar geriliyorum. İyice küçüldüğümü fark ediyorum uzunca bar sandalyesinde!
Dakikalar ilerliyor… Chelsea’nın her atağında sarfedilen alaycı cümleler beni ve arkadaşlarımı iyice kahrediyor.
En küçük harekette penaltı diye ayağa kalkıp bağırıyorlar, yere yuvarlanan her Fenerli”yi alkışlıyorlar…
Hayatımda hiç olmadığım kadar Fenerbahçeli oluyorum birden. Ve yalvarıyorum..
“Allah’ım ne olur sadece bir gol. Elensek dahi bir gol!”
Sadece, “Ben de bir Türk olarak buradayım ve maçı sizinle izliyorum”, demek adına, haykırmak adına bir gol.
Yazarınız, bu sözlerle ne kadar bencil olduğunu biliyor bilmesine ancak, ezilmişlik psikolojisinden böyle kurtulacağını düşünüyor!
Derken içeri FOX’tan Koray Altınsoy ve Osman Tan Erkır da giriyor. TNT’den Efe Önbilgin ve sonra Medyapım’dan Fatih Cesur, sonra öteki sonra öteki…
Sayımız birden artıyor…
Ve gerile gerile biz bağırmaya başlıyoruz bu kez her harekette…
“It’s a yellow card… Now penalty!”
Ama ille de İngilizce bağırıyoruz.. Birazcık onlarla dalga geçebilmek maksadıyla…
Maç sonunda Fenerbahçe sahadan, biz de bardan boynu bükük ayrılıyoruz. Sağlık olsun diyoruz…
Teşekkürler Fenerbahçe bize bu duyguyu binlerce kilometre ötede yaşattığın için!
Yüksel EVSEN / Guardianturk.com
yukselevsen@medyaplaza.tv