YILDIZLAR DA KAYAR, DURMAZ YERİNDE…
Yavuz Bingöl sazını alıp 2 türkü söylediÄŸinde çoktan gitmiÅŸtik ötelere…
Yanık yanık vuruyordu teline sazın.. İçi yanmış bir adamdı son zamanlarda..
YüreÄŸine düÅŸen kor ateÅŸin yangınıyla söylüyordu türküsünü..
Yavuz herkesin geride bıraktığını sandığı sevdası için terennüm ederken türkülerini, biz üzerimize alınıyorduk…
Zira efkarlanmak için bahanemiz çoktu bu gece!
Yavuz yerini Ferdi Tayfur’a bıraktı…
Yılların Ferdi Babasına..
Hani diyor ya Yüksel AytuÄŸ Recep İvedik için “Bu filmi ben dahil hepimiz eleÅŸtiriyoruz.. Peki ama niye seyrediyoruz o zaman? Çünkü hepimizin içimizde bir Recep İvedik var da ondan! İstediÄŸimiz kadar A+ bir yaÅŸam standardına sahip olalım.. Hangimiz bir odada tek başımıza kaldığımızda gaz çıkartmıyoruz, yahut geÄŸirmiyoruz? Recep İvedik bunu yapıyor, biz de izlediÄŸimiz kendimize gülüyoruz aslında” diye..
İşte tam da onun gibi…
Ferdi Baba sahneye çıkınca az önceki sözüm ona aristokrat ve lümpen hava dağılıyor ve hepimizin içindeki “Arabesk” kültür tavan yapıyordu…
“Yıldızlar da kayar, durmaz yerinde… Solar güzelliÄŸin kalmaz yüzündeee” diyordu Ferdi Baba…
İşi creatif sanatlarda yaratıcı çözüm üretmek olan Efsun Erkemen’le ben herkesten önce atlıyorduk ÅŸarkıya eÅŸlik etmek için…
Ve avazımızın çıktığınca bağırıyorduk.. “Ben de özledim bende.. resmin var ÅŸu an elimde, sana koÅŸmak isterim derman yok dizlerimdeee”
Dedim ya az önce, bahanemiz çoktu bu gece!
Ve bu bahaneler zinciri bizi Murat Kekilli ile birlikte sarp bir kayanın ucuna, yahut bir plazanın roofunda cam kenarına getirmese de ona da eÅŸlik ediyorduk “Bu akÅŸam ölürüm beni kimse tutamaz.. sen bile tutumazsın yıldızlar tutamaz”
Yıldız yaÄŸmuru devam ediyordu son hızıyla…
Feridun DüzaÄŸaç ve YaÅŸar geldiÄŸinde biraz toparlanıyor, kendimize çeki düzen veriyorduk…
Tüm salonun atmosferi de birden deÄŸiÅŸiyordu.. “Yollarına kurban olduÄŸum memleketim” gidiyor, “parfüm kokan kentin, mis kokulu insanları” geliyordu vizyona..
YaÅŸar “Sevda Sinemalarda”sını okumasa da benim için, bir baÅŸka yerden selam gönderiyordu sahneden.. “KuÅŸlar” diyordu.. “KuÅŸlaaarrr..”
Hakan Altun, Selami Åžahin, Metin Özülkü, Berdan Mardini, Nedim Zeper, Ege, Vahdet Vural, Mustafa ÅžimÅŸek, Yeliz, Çılgın Sedat söylüyor, Ahmet Selçuk İlkan da üzerine tuzu biberi ekiyordu.. “Bu kadeh, senin ÅŸerefine emmoÄŸlu.. O türküyü bir daha çal, gene çal”
Ve emmoÄŸlu çıkıp geliyordu dumanların arasından…
AlabildiÄŸince asil, alabildiÄŸince beyefendi kimliÄŸiyle…
Sahneye kadar olan 100 metrelik yürüme yolu kilometreler oluyordu bize sanki.. Bitmiyordu anasını satim!
“Damardan” gerekli dozu almış olan bizler “EmmoÄŸlu” potasına oturttuÄŸumuz KurtuluÅŸ için “Ölmeye, ölmeye, ölmeye geldiiik” naraları atacakken tam da…
Mikrofona eli uzanıyordu yakışıklı İstanbul Beyefendisi’nin…
“Onu benden siz aldınız.. İstanbul sokakları…..” diyordu önce! Sonra da “Yarim keskin bıçak” ile tavan yapıyordu sahnede.
Üzerine bir tutam ÅŸap serpilmiÅŸ mangaya dönüyorduk birden.. İçimizi hüzün kaplamasına kaplıyordu ama kendimize geliyorduk
Ne arabesk bir durumdu “EmmoÄŸlu”nun yaÅŸadığı..
Ne de öyle jilet atmayı gerektirecek bir ahval ve ÅŸerait vardı seyr-i umumiyede…
Basit bir hastalıktı ona göre.. yenecekti..
Onun için Adana’nın deÄŸil, Türkiye’nin kurtuluÅŸu olmamış mıydı o!
Daha önce de ilan ettiÄŸimiz gibi 16 Mart’ta Adana Seyhan Otel’de buluÅŸtuk hepimiz…
Amansız bir hastalıkla mücadele veren KurtuluÅŸ’a destek olmak için!
Keyfi yerindeydi, üstelik gecenin mimarı Levent-Müge Özveren çiftinin olaÄŸanüstü gayretleri ve Metin Özülkü’nün ciddi katkılarıyla albümü de yetiÅŸmiÅŸti geceye..
Bir hastalık nedeniyle dostlarıyla dayanışma gecesi yapan adamdan çok, albüm lansmanına gelmiÅŸ bir beyefendiydi karşımızda duran…
KurtuluÅŸ’tan önce biz kurtulduk!
Hastalıkları abartma hastalığımızdan…
Ve yaratıcıya dönüp ellerimizi açtık.. “Allah’ım ona ÅŸifa ver!”
Bu yetiyor da artıyordu…
“Allah’ım. Ona ÅŸifa ver!”
Yüksel Evsen / Guardianturk.com